Kâfirlerin taktikleri: Önce önemsememek. Değer verir gibi davranmak, insanın ayaklarını yerden kesip havaya kaldırıp yere çarpmak.
Sonra hakaret etmek, hafife almak, alay etmek, aşağılamak.
Daha sonra sövmek, dövmek, canına ve malına zarar vermek, iftira etmek.
Yakmak, sürgüne göndermek, hapsetmek, işkence yapmak. Hz. İbrahim'e, Musa'ya, Yusuf'a, Nuh'a, İsa'ya, (s.a.v.)'a yapılanları Kur'an'dan okuyorsunuz.
Bütün bunlar Efendimize ve değerli ashabına yapıldı. Sonuç alamayınca para teklif ettiler, kadın teklif ettiler, devlet başkanlığı teklif ettiler.
Yine de başarılı olamadılar.
Sakif'in yöneticileri Efendimize gelip teklifte bulunurlar ve derler ki, "Sen bir sene bizim putlarımıza saygı gösterirsen, Mekke'nin Haram bölge olduğu gibi bizim bu vadimiz de haram bölge olur. Araplar, putlarımıza bağışta bulunurlar. Biz o bağışları aldıktan sonra Müslüman oluruz ve putlarımızı kırarız" dediler.
O günlerde Kureyş'in ileri gelenleri "Efendimize yaklaşmak ve isteklerini yerine getirtmek için "Sen bize hiçbir insanın getirmediğini getirdin. Sen bizim seyidimizin oğlusun, seyidimizsin" diyerek tekliflerini söylerlerken Efendimiz de onlara karşı yaklaşmaya başladı. Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu:
"Eğer biz seni sabit kılmasaydık, onlara biraz meyledecektin.
O zaman biz de sana hayatında, ölümü kat kat tattırırdık. Sonra da sen Bize karşı hiçbir yardımcı bulamazdın." (İsra suresi ayet: 74-75)
Efendimiz hiçbir ta'viz vermeden, tekliflerine dönüp bakmadan yürüdü.
O dünya güzeli insana dost olacakları yerde düşman oldular.
Gâvura yaranamazsınız. Şeyh Sadii Şirazi anlatıyor; Karga ile bülbülü aynı kafese koymuşlar. Bülbül susmuş kalmış.
Karga da ellerini ovuşturmuş, la havle çekmiş ve "hey Allah'ım ne günah işledim de böyle uğursuz, çirkin bir cüceyle aynı yerde kalma cezasına çarptırıldım" demiş.
Son günlerde bizim kesimde gâvura yaranma, şirin görünme, sırıtma operasyonları başladı.
Kur'an-ı Kerim müşriklerin neces pislik olduklarını haber verirken (Tevbe: 28) kâfirler hayvanlardan da aşağıdır derken (Araf: 179) İslâmcı aydınlarımız gâvura yaranmak için "filan beyin kitabında, falan beyefendinin dergisinde, feşmekanın panelde dediği gibi" diye başlayan sözleriyle Ateist/gâvurcukların mikrop kutusu kitaplarını, gencecik delikanlılarımızın tertemiz yüreklerine yerleştirdiler.
Hiçbirimiz Peygamber Efendimizden daha adil, daha merhametli, daha şefkatli olamayız. Çünkü onun ahlakı Kur'an'a göreydi. Büyük bir ahlak üzerine idi.
Onun Medine devletinde yaşamakta olan münafık kâfirlerden haber verirken "Eğer bir sığınak, mağara veya girecek bir yer bulsalar oraya çabucak giderler" buyuruyor.(Tevbe: 57)
Yani rahmet Peygamberinin yönetiminden sıkıldıklarını haber veriyor Rabbimiz.
Mümin ışık gibidir. Kâfir karanlık gibidir. Işık yanarsa küfür ya nura dönüşür veya çeker gider. Veya kuytu bir yerde gizlenir, nurunu söndüreceği zamanı kollar.
- Peki, bu imansız kâfirlerle ilişkilerimizi kesersek onları kim kurtaracak?
- Hayır! İlişki kesilmesin. Onlara, doktorun hastasına baktığı gibi bakınız.
Aids, verem, veba, kanser hastalığı insanın bu dünyasında geçici bir zaman için zarar verir.
İmansızlık hastalığı, insanın sonu gelmez senelerde cehennemde yanmasına sebep olur.
Ateşe doğru koşan bir çocuk veya deli görseniz malınızı, mülkünüzü, namazınızı bırakıp onu kurtarmaya koştuğunuz gibi, malınızı, mülkünüzü harcayın onların imansızlıktan kurtulması için gayret gösterin. Namazlarınızın ardından dua edin.
Saygın bir kişi olduğunu söylerseniz imansızlığından memnun olmasını sağlarsınız.
Doktor hastasına "Sen beyninden rahatsızsın. Hastahanede yatacaksın ve seni tedavi edeceğiz" diyor. Hasta da hastalığını kabul eder, hastahanede yatar, ilaçları kullanırsa fayda verir.
Bizimkiler, imansızı kendilerinden yukarıda görüyor.
Değerli yazar, düşünür, sayın gibi ifadelerle gayet sıhhatli olduğunu söylüyor.
Sonrada o sıhhatli adama faydalı olacağını zannediyor ve kendisine hastalık bulaştırıyor.
Allah korusun bu hastalıkla da ölürse Kur'an'ın ifadesiyle "Keşke filanı dost edinmeseydim" der. (Furkan: 28) Gelin eyvah demeden Allah diyelim.