Fırat Nehri Ve Savaş

 

Bişr el-Ganeyî (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle bu­yurdu:

"Konstantiniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Onu fet­heden kumandan ne güzel kumandandır, onu fetheden asker de ne güzel askerdir." [1]

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz son Nebî ve son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s.) böyle buyurdular... Yegâne Rabbimiz, İlâhımız ve Melikimiz Allah (Azze ve Celle)'nin kendisine bildirmesiyle geleceğe dair olan bilgisiyle ümmetine gelecekte olacak olayları bildirmişti... Bunlar, Allah'ın gaybtan kendisine bildirdikle­riydi...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Allah, sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Amma Al­lah, Rasullerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de, Allah'a ve Rasulüne iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için bü­yük bir ecir vardır." [2]

"O (Allah), gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi ha­zinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz).

Ancak Rasulleri içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetteyici)ler dizer." [3]

"Bunlar, gayb haberlerindendir, bunları sana vahyediyoruz [4]

Muvahhid mü'minlerin hayat örneği [5] ve kendisine tabi olmak­la kurtulacakları yegâne şahsiyet [6] Rasulullah (s.a.s.), Rabbimiz Al­lah'ın kendisine bildirmesi ve göstermesiyle, bilip, görüp ümmeti­ne, dolayısıyla bütün insanlık âlemine beyan ettiği geleceğe dair ha­berler, sırası geldikçe gerçekleşmiştir... Çünkü Rasulullah (s.a.s.), hevasından konuşmaz. Ancak kendisine vahyolunanı beyan eder...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"O, nevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) ko­nuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir [7]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), "Kostantiniyye" yani İstanbul'un fethedileceğini müjdelemiş ve mü'min müslumanların, İstanbul'u fethetmeleri için kendilerini teşvik etmişlerdi...

İslâm Milleti'nin her muvahhid mü'min ferdi, Rasulullah (s.a.s.)'in her sözünde ve her haberinde en doğrusunu beyan bu­yurduğuna hiçbir şübhe duymadan iman edip tasdik etmiştir... Bundan dolayı İstanbul fethi'nin kendisine nasib olması dileğiyle, defalarca İstanbul üzerine düzenlenen seferlerde yer almışlardı... Nihayet 29 Mayıs 1453 (Hicrî: 857) tarihinde İstanbul'un fethi, Rab­bimiz Allah'ın yardımı ve izniyle gerçekleşmiştir...

İstanbul'un fethini müjdeleyen yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Fırat Nehri'nin altında bulunan bir altın dağın bulunduğu­nu ve bu hazineyi elde etmek için insanların savaşacaklarını da bey­an buyurmuştur... Bu konuda ümmetini uyaran Rasulullah (s.a.s.), mü'min Müslümanların, Fırat Nehri'nin altından ortaya çıkacak bu hazineden hiçbir şey almamalarını emretmiş ve bu savaşa hiçbir mü'min müslümanın karışmamalarını beyan buyurmuşlardır... Mü'min müslümanlar, her hayatî konuda önderleri ve hayat örn­ekleri Rasulullah (s.a.s.)'e itaat ettikleri gibi, bu konuda da itaat et­melidirler... Çünkü Rasulullah (s.a.s.)'e itaat, Allah'a itaattir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Allah'a ve Rasulüne itaat edin." [8]

"Kim Rasul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni, onların üzerine koruyucu gön­dermedik." [9]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in Fırat Nehri'nin önemine işaret buyurduğu hadisleri beyan ettikten sonra, Fırat Nehri'nin altından or­taya çıkacak altın dağdan ve onun için olacak savaştan bahseden ha­dislerinin üzerinde duracağız... Bu konuda, hadis sarihleri olan İslâm ulemâsının açıklamalarını nakledecek ve hadisenin daha iyi anlaşıl­masına çalışacağız...

Ebu Hüreyre (r.a.)'in rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle bu­yuruyor:

"Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil'den her biri cennet nehirlerindendir." [10]

Bu hadisin şerhinde şunlar beyân edilmiştir:

"Seyhan ile Ceyhan orta Anadolu'dan çıkarak Akdeniz'e dökülen iki nehirdir. Bazıları bunları, Seyhun ve Ceyhun nehirleriyle karıştrarak bir saymıştır. Ceyhun Nehri, Horasan'dadır. Seyhun, orta Asya'nın büyük nehirlerinden biridir. Fırat dahi Doğu Anadolu'dan kaynayan bir nehirdir. Basra Körfezi'ne dökülür. Mil, Mısır'dadır.

Bu nehirlerin cennetten çıkması iki suretle te'vil edilmiştir.

Birinci te'vile göre iman, nehirlerin bulunduğu yerleri yahud bunların sularıyla beslenen cisimleri kaplamış olduğundan, bu su­larla beslenen insanlar, cennete girecektir manasınadır. İkinci mâ­nâya göre te'vile hacet yoktur. Bu sular, doğrudan doğruya cennet­ten çıkarlar. Ehl-i Sünnet'e göre cennet hâlen mevcuddur." [11]

Enes b. Malik (r.a.), Malik İbn Sa'saa (r.a.)'dan Mi'rac hadisinin rivayet edişinde Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

"Bana, Sidretu'l-Müntehâ da gösterildi. Bir de gördüm ki, Sidre ağacının yemişleri sanki Yemen'in Hecer şehri destileri gibi, yap­rakları ise fillerin kulakları gibidir. Südre'nin dibinde dört nehir var­dır:

İki batın nehir, iki zahir nedir. Ben, Cibril'e bunları sordum: Cibril:

“Batın olan iki nehir cennettedir. Zahir olan iki nehir ise, Mil ve Fırat nehirleridir, dedi." [12]

Hadisin şerhinde şöyle denilmiştir:

"Muhammed b. el-Müsenna rivayetinde bahsedilen dört nehir, Buhârî ve diğer sahih kitablarda beyan edildiği vecihle Sidretü'l-Müntehâ'nın kökünden çıkmaktadır. Bu dört nehrin batinî olanları, Mukatil'in beyanına göre Kevse ile Selsebil'dir. Zahirî ise, Nil ile Fı­rat'tır, ulemâdan bazılarına göre bu isimler, cennet ırmaklarını büyüklük ve lezzet yönünden Nil ile Fırat'a benzeterek istiare edilmiş de olabilir. İsimlerin tevafukundan yani, cennette Nil ve Fırat ismin­de iki nehir bulunmasından da ileri gelebilir. Maamafih yeryüzünde­ki Nil ile Fırat'ın mahiyetini bilmediğimiz Sidretü'l-Müntehâ'nın di­binden kaynamaları da mümkündür. Allahu Âlem." [13]

Fırat ve Nil nehirleri, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in hadis-i şeriflerinde birer cennet nehri olarak beyan buyrulduğuna göre, İslâm Milieti'nin bu iki nehir konusunda hassas davranması gerekir... Bu iki nehre sahib olmak, hür ve bağımsız İslâm Milie­ti'nin, hür ve bağımsız bir vatana sahib olmasıyla gerçekleşir... Bu iki cennet nehri, İslâm’ın egemen olduğu ve insanların İslâm'a tabi olup O'nu hayata hakim kıldığı "Darü'I-İslâm"ın iki nehri olmalı­dır. Geçmiş tarihte böyle olduğu gibi, gelecek tarihte de böyle ol­malıdır!..

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Fırat Nehri için meydana ge­lecek bir fitneden bahsedip, Ümmetin bu fitne konusunda dikkatli davranmasını, fitneye bulaşmamasını ve Fırat Nehri'nin altından or­taya çıkacak bîr altın dağ hazinesinden bir şey almak üzere sa­vaşlardan uzak durmasını emretmektedir!..

Çok önemli olan Fırat Nehri, aynı zamanda insanlar için bir fit­ne ve bir imtihan aracıdır da!..

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Fırat, altın bir dağ açıklayacak." [14] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Fırat (nehrinin suyu çekilerek) kıymetli altın hazinesini açık­laması zamanı yaklaşıyor. Her kim o zaman orada hazır bulunursa, ondan bir şey almasın!" [15]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu.

"Fırat Nehri, altın bir dağ üzerinde açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar, onun için savaşacak ve her yüz kişiden doksandokuzu öldürülecek, onlardan her bir adam: Keşke kurtulan ben olsaydım, diyecektir." [16]

Sarih şunları beyan etmiştir:

"Bu rivayetlerden birisinde Fırat Nehri'nin tabanından altından bir define, birisine ise altından bir dağ çıkacağı bildirilmektedir.

Avnü'l-Ma'bud müellifinin nakline göre, altına "define" denme­sine sebeb, nehir açılmadan önceki hâline itibarla, "dağ" denmesi de çokluğuna itibarladır.

Aliyyu'1-Karî de, rivayetlerde belirtilen olayın tek, rivayetlerin muhtelif olduğunu, maksadın, altından bir dağ gibi büyük bir hazi­nenin ortaya çıkacak oluşu olduğunu söyledikten sonra, rivayetle­rin ayrı ayrı olaylara işaret edebileceğini, altından hazinenin çıkışı­nın ayrı, altın madeninden olan dağın çıkışının da ayrı bir olay olma­sının da muhtemel olduğunu söyler.

Avnü'l-Ma'bud müellifi, birinci görüşün sahih olduğuna işaret etmiştir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

Hadislerden anlaşıldığına göre kıyamet yaklaşınca, Fırat Neh­ri'nin suyu çekilecek ve dibinden altın bir hazine çıkacaktır. Bu hazine, dağlar gibi çok olacaktır. İnsanlar, bu hazineyi almak için oraya üşüşecekler ve birbirilerine gireceklerdir. Öyle ki, savaşan her yüz kişiden doksandokuzu ölecektir.

Rasulullah (s.a.s.), ümmetinden o gün orada hazır olanların anılan altına yaklaşmamalarını tavsiye etmişlerdir. Böylece çıkacak olan fitneden emin olacaklarını ihsas etmişlerdir.

Muasır müelliflerden, Fırat'ın altından hazine çıkmasından maksadın, Fırat sularının değerlendirilmesi, onun, ekonomiye en yararlı biçimde kullanılması şeklinde izah edenler vardır. Tabi bu, bir te'vildir. Doğruluk yönü tartışmaya açıktır." [17]

Abdullah b. Haris b. Nevfel anlatıyor:

Übey b. Ka'b ile birlikte duruyordum.

Übey:

“Dünyalık arama hususunda, insanların boğazlan muhtelif ol­makta devam ediyor, dedi.

Ben:

“Evet dedim.                                 

Übey dedi ki:

“Ben, Rasulullah (s.a.s.)'i şöyle buyururken işittim:

"Fırat Nehri'nin altın bir dağ üzerinde açılması yakındır. İnsanlar bunu işitince, ona yürüyecekler. Onun yanında bulunan: İnsanların bundan bir şey almasına müsaade edersek, bunun hepsi götürülür, diyecektir. Müteakiben onun için savaşacaklar ve her yüz kişiden doksan­dokuzu öldürüIecektir." [18]

Şerhde şöyle denilmiştir:

"Altın dağdan murad, definedir. Fırat Nehri'nin açılması, su­yunun çekilmesiyle olacaktır.

Ulemâ, bu hadisteki boğaz kelimesinden büyüklerin ve re­islerin kasdedildiğini söylemişlerdir. Bazılarına göre bundan murad, cemaatlardır.

Kadı Iyad, bu kelimenin cüz'ü zikir, küllü murad kabilinden mecaz-ı mürsel olabileceğini söylemiştir.

Anlaşılıyor ki, Fırat Nehri'nde define çıktığını işitenler, onu al­mak için koşacaklar ve birbirleriyle harb edeceklerdir. Bu harbde çarpışanların yüzde doksandokuzu öldürülecek ve her ölen:

“Keşke ben kurtulsam da defineyi ben alsam, diyecektir. Definenin başında bulunanların ondan bir şey almamaları tenbih edildiğine göre, onun alınması mümkün bir yerde bulunacağı yahud maden hâlinde değil de, para veya külçe şeklinde olacağı anlaşılıyor. Alınmasının nehiy buyrulması, define birçok belâlara sebeb olacağı içindir. Nehyin asıl sebebi, fitne ve çarpışmadır." [19] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Fırat Nehri, altından bir dağı ortaya çıkarmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar, o altın üzerine (çatışıp) öldürülecek ve on insandan dokuzu öldürülecektir." [20]

Hadisin şerhinde şunlar kaydedilmiştir: "Fırat Nehri'nin kuruması veya suyunun çekilmesi, hadiste ge­çen "yahsiru" fiilinin ifade ettiği mânâdan çıkar. İmam Nevevî böy­le mânâlandırmıştır. Ancak şöyle bir şey de olabilir:

Fırat, Nehri'nin mecrasının değişmesi veya değiştirilmesi sonu­cunda söz konusu olay meydana çıkar.

Fırat Nehri'nin kuruması veya suyunun çekilmesi, başlı başına bir kıyamet alâmetidir. Çünkü Erzurum dağlarından çıkıp beş-altı bin kilometre kadar uzun olan bu muazzam nehir, Asya Kıt'asf nın birçok yerine hayat verdikten sonra Basra Körfezi'ne dökülmekte­dir. Bu nehrin kuruması, mecrasına yakın milyonlarca halkın, hatta diğer canlıların ölümü ve kıyametin kopması demektir. Bu olay, asıl kıyametin kopması zamanının yaklaştığına alâmet sayılmıştır." [21]

Fırat Nehri'nin kıymeti, önemi ve insanlar arasında korkunç sa­vaşların olmasına sebeb olacak hazineleri hakkındaki sahih hadis­ler ve şerhlerini naklettik...

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in işaret buyurduğu Fırat Nehri'nin altındaki hazine dağı için yapılacak savaşa, mü'min müslümanların asla katılmaması gerekiyor...

Nil Nehri'nden Fırat Nehri'ne kadar olan bölgenin kendisi için Allah tarafından va'edilen vatan olduğu iddisıyla ortaya çıkan İsrail Devleti, yıllardır işgal edilen İslâm topraklarında fitnenin çıban başı olmuştur... Fırat'a ulaşabilmek için büyük şeytan Amerika'yı kul­lanmakta ve gizli-açık birçok şeytanî planlar gündeme getirmektedir... Şimdiye kadar binlerce insanın kanını döken, katliâmlar ya­pan İsrail, Fırat'a ulaşabilmek için binlerce insanın ölümüne sebeb olacak savaşlar çıkarmaktan asla geri kalmamaktadır... Nice maz­lumları katledecek, nice ocakları söndürecektir... Mü'min Müslü­manlar, vahşetin önderi İsrail'in, büyük şeytan Amerika'ya ve ona uşaklık yapanlara yaptıracağı bu savaşlara karşı çok hassas olmalı, onların oyunlarına gelmemeli ve kendilerine yardımcı olmamalı­dır!.. Elindeki bütün imkânlarla bu vahşetin karşısında durmalı ve bu zulmü engellemelidiler!..


 

[1] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, İst. 1402-1982 (ofset baskı), C. 4, Sh. 335 İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, Vdğ. İst.1996, C. 3, Sh. 194, Hds. 3207 (7227)

[2] Âl-i İmrân: 3/179

[3] Cin: 72/26-27

[4] Âl-i İmrân: 3/44

[5] Bkz. Ahzab: 33/21

[6] Bkz. Âl-i İmrân: 3/31

[7] Necm: 53/3-4

[8] Enfal: 8/46. Âl-i İmrân: 3/32. Nisa: 4/59. Muhammed: 47/33

[9] Nisa: 4/80

[10] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenne, B.10, Hds. 26 Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh. 261,289,440

[11] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. 1980, C. 11, Sh. 249

[12] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'il-Halk, B. 6, Hds.17 Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 74, Hds. 264

[13] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C. 2, Sh. 114-115

[14] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Fiten, B. 25, Hds. 63 Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Cenne. B. 24, Hds. 2695 Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melahim, B. 13, Hds. 4314

[15] Sahih-i Buhâri, Kitabu'l-Fiten, B. 25, Hds. 63 Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fiten, B. 8, Hds. 30-31 Sünen-i Tirmia, Kitabu Sıfatu'l-Cenne, B. 24, Hds. 2694 Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melahim, B. 13, Hds. 4313

[16] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fiten, B. 8, Hds. 29

[17] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel - Hüseyin Kayapmar, İst. 2000, C. 14, Sh. 451

[18] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fiten, B. 8, Hds. 32

[19] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C. ll, Sh. 322

[20] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B. 25, Hds. 4046

[21] Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, C. 10, Sh. 280-281