CUMA SURESİ

 

Mushaftaki sıralamada altmış ikinci, iniş sırasına göre yüz onuncu sûredir. Saf sûresinden sonra, Fetih sûresinden önce Medine'de nazil olmuştur. Bazı araş­tırmacılar, 11. âyette değinilen ve sûrenin nüzul sebebi olarak gösterilen olayın meydana gelişiyle ilgili bir kısım karinelerden hareketle hicretin birinci yılında in­diğini belirtirler. [1]

İzzet Derveze, sûrede yahudilerden bahsedildiği, Hendek savaşından sonra ise Medine'de yahudi kalma­dığı noktasından hareketle en azından bu savaştan söz eden Ahzâb sûresinden ön­ce inmiş olması gerektiğini ifade eder. [2] Aynı kanaati paylaşan Süley­man Ateş, Ebû Hüreyre'den yapılan -sûrenin kendisinin müslüman olmasından sonraki bir tarihte indiği bilgisini içeren- rivayetin sahih olamayacağını, çünkü onun Hayber'in fethi sırasında Hz. Peygamber'e gelip müslüman olduğunu ifade eder ve bu rivayeti ona yapılmış bir iftira olarak niteler. [3] Fakat İbn Aşûr'un belirttiği gibi Hendek savaşından sonra da bazı müslümanların Hayber yahudileriyle ortak ziraî faaliyetleri devam ediyordu ve aralarında sıkı bir iletişim bulunuyordu[4]  dolayısıyla sûrede onlardan söz edilmesini yadırga­mamak gerekir ve Ebû Hüreyre'nin rivayeti esas alınarak bu sûrenin Hayber'in fethedildiği yıl nazil olduğu düşünülebilir. [5]

İbn Yesâr Sûrenin mekkî olduğunu söylemiş ve bu görüş İbn Abbâs ve Mücâhid'den de nakledil­mişse de sahih olan medenî oluşudur ve bu, cumhurun görüşüdür.[6] Ayetlerinin adedi, on birdir. [7]

 

3. “(O Peygamber) onlardan, henüz kendilerine katılıp erişmemiş bulunan diğerlerine de (kitabı ve hikmeti öğretir). Allah azizdir, hakimdir.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Âyet-i kerimede, Rasulullah’ın, henüz ortada olmayan insanlara da Pey­gamber gönderildiği zikredilmektedir. Henüz mevcut olmayan bu insanlardan maksat, Abdullah b. Ömer, Ebu Hureyre ve Mücahid'e göre Rasulullah’ın vefa­tından sonra müslüman olan Farslardır.[8]

2- Abdulaziz ibn Abdullah kanalıyla Ebu Hüreyre'den rivayette o şöyle anla­tıyor:

"Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanında oturuyorduk. O'na Cum'a Sûresi nazil oldu da bize okudu. "Onlardan başkalarına da ki henüz onlara katılmamışlar­dır." âyet-i kerimesine gelince ben: 

"Ey Allah'ın elçisi, onlar kimlerdir?" diye sordum, cevap vermediler, üçüncü kere sorulunca -ki Selmân da içimizdeydi- Rasûlullah (s.a.v.) elini Selman'ın üzerine koydu ve:

"Şayet iman Süreyya'nın ya­nında olsa bundan (bunun kavminden) adamlar -veya bir adam- onu alır, elde ederdi." buyurdular."[9]

3- İbn-i Zeyd'e ve Mücahid'den nakledilen diğer bir görüşe göre Rasululah hayattayken henüz ortada olmayan ve onun vefatından sonra ona iman edecek­leri belirtilen bu insanlardan maksat, Rasulullah’ın vefatından sonra kıyamet gü­nüne kadar İslama girecek olan bütün insanlardır. [10]

4- Taberi âyet-i kerimenin genel ifadesinin bu son görüşü tercih etmeyi ge­rektirdiğini söylemiş ve bu görüşü tercih etmiştir.[11]

 

6. De ki: "Ey yahudiler, bütün insanları bir yana bırakarak yalnız kendini­zin mi Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsunuz? Öyleyse bunda samimi iseniz ölümü temenni edin.

7. Yaptıklarından dolayı ölümü kat'iyyen temenni edemezler. Allah o zâlimleri çok iyi bilendir.

8. De ki: "Gerçekten sizin kaçıp durduğunuz ölüme mutlaka yakalanacak­sınız. Sonra da görüleni ve görülmeyeni Bilen'e döndürüleceksiniz. O, size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.

 

Ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Hz. Peygamber (s.a.v.), peygamber olarak ortaya çıkınca Medine Yahudileri, Hayber yahudilerine:

"Eğer siz Muhammed'e tabi olursanız biz de ona itaat edeceğiz; siz muhalefet ederseniz biz de ona muhalefet edeceğiz." diye yazmış­lardı. Hayber Yahudileri:

"Bizler Halîlu'r-Rahmân'ın oğullarıyız, Allah'ın oğlu Uzeyr ve diğer peygamberler bizdendir, peygamberlik ne zaman Arapların oldu ki? Elbette biz peygamberliğe Muhammed'den daha lâyıkız ve ona tâbi olma­mızın imkânı yoktur." dediler ve işte bu âyet-i kerimeler bunun üzerine nazil oldu."[12]

2- Abdullah b. Abbas diyor ki:

"Ebu Cehil dedi ki:

"Yemin olsun ki eğer ben, Muhammed'in, Kabe'de namaz kıldığını görecek olursam, ayağımı onun boynuna basmak için onun ya­nına varacağım." Ebu Cehil'in bu sözü Rasulullah’a ulaştı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Şayet bunu yapacak olsaydı onu melekler açıkça yakalayıp hırpalardı. Şayet Yahudiler ölümü temenni etmiş olsalardı, ölür ve ce­hennemdeki yerlerini görürlerdi. Rasulullah ile lanetleşmeyi isteyen insanlar, onunla birlikte lanetleşmeye çıkmış olsalardı, geriye döndüklerinde ne mal ne de evlat bulabilirlerdi."[13]

 

9. Ey iman edenler, Cuma günü namaz için nida olunduğu vakit hemen Al­lah'ın zikrine koşun ve alış-verişi bırakın. Bilirseniz bu, sizin için en hayırlı olandır.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Taberî'nin Mihrân kanalıyla Ebu Mâlik'ten rivayet ettiği bir habere göre "Bakîu'z-Zübeyr denilen mahalde bir topluluk alış-veriş yaparlar, Cuma günü cuma ezanı okunmuş olmasına rağmen alış-verişe devam eder, kalkıp namaza gitmezlermiş. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş."[14]

 

11. "Onlar bir kazanç veya bir eğlence gördüklerinde, seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler. De ki: "Allah katında olan, eğlenceden de kazançtan da hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en iyisidir."

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Kervanla ilgil rivayetler:

a- Ustaz Ebû Tahir ez-Ziyadî, Ebu'l-Abbas Ali b. İbrahim'den, o Muhammed b. Müslim b. Vare'den, o Hasan b. Atiyye'den, o İsrail'den, o Husayn b. Abdirrahman'dan, o Ebû Süfyan'dan, o Cabir b. Abdullah'tan haber vererek şöyle dedi:

"Rasulullah (s.a.v.) Cuma günü hutbe okurken, Şam'dan dönen bir kafile geldi. (Hutbe dinleyenlerden) on iki kişi hariç herkes Mescid'den çıkıp kafileye gitti. Bunun üzerine Allah Teala bu âyeti indirdi."[15]

Bu hadisi Buhari, Hafs b. Ömer'den, o Halid b. Abdillah'tan, o da Husayn'dan ri­vayet etmiştir.[16]

b- Muhammed b. İbrahim el-Müzekkî, Ebû Bekr (b.) Abdullah b. Yahya et-Talhî'den, o Cafer b. Ahmed b. İmran eş-Şâşî'den, o Abdullah b. Ahmed b. Yunus'tan, o Abser b. Kasım'dan, o Husayn'dan, o Salim Ebi'l-Ca'd'dan, o da Cabir b. Abdillah'tan bize şunu dediğini haber verdi:

"Rasulullah (s.a.v.) ile beraber Cuma'da idik. Yiyecek taşıyan bir kafile geldi. On iki kişi hariç herkes mescidden çıkıp kafilenin yanma gittiler. Bunun üzerine Cuma âyeti indi."[17]

Bu hadisi Müslim, İshak b. İbrahim'den, o da Cerir'den rivayet etmiştir. Buhari de bu hadisi "Kitabu'l-Cumua"da Muaviye b. Amr'dan, o Zaide'den, Husayn'da bu son iki raviden rivayet etmiştir.[18]

c- Müfessirler şöyle dediler:

"Medine halkına açlık ve pahalılık isabet etti, Dihye b. Halife el-Kelbî, bir ticaretle Şam'dan döndü. Onun dönüşünü halka duyurmak için da­vul çalındı. O anda Rasulullah (s.a.v.) da Cuma hutbesini veriyordu. Herkes çıktı gitti. Mescidde sadece on iki kişi kaldı. Ebû Bekr ve Ömer de bu on iki kişi arasındaydı. Bunun üzerine Allah Teala bu âyeti indirdi." Peygamber (s.a.v.) de buyurdu ki:

"Eğer hepiniz onlara tabi olup gitseydiniz ve sizden hiç biriniz burada kalmasaydı üzerinize bir vadi dolusu ateş, sel gibi gelirdi."[19]

d- Ebu Mâlik'ten gelen bir rivayette bu ticaret kervanının zeytin yağı yüklü olduğu ayrıntısı vardır.[20]

e- Câbir ibn Abdullah'tan gelen bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.v.)'le birlikte sadece 12 kişi ve bir kadının kaldığı; Hz. Peygamber (s.a.v.)'in:

"Şayet sonuncularınız ilklerinize katılsaydılar vadi ateşle dolacaktı." buyurduğu ve bu âyet-i kerimenin bunun üzerine nazil olduğu ayrıntılarına yer verilmekte­dir.[21]

f- Katâde'den rivayete göre ashabın, Hz. Peygamber (s.a.v.)'i bu şekilde minberde iken kervan geldi haberiyle dışarı çıkmaları ve Efendimiz (s.a.v.)'i hutbede ayakta bırakmaları üç kere vukubulmuştur.[22]

g- Mukâtil şöyle der:

"Dıhye b. Halife el-Kelbî (r.a.), müslüman olmazdan önce, beraberinde çeşitli ticaret malları bulunduğu halde, Şam'dan alış-veriş yapmış olarak çıka geldi. Medine'liler ise, onu davul ile alkışlarla karşıladılar ve bu iş, Cum'a günü oldu. Tam o sırada, Hz. Peygamber (s.a.v.), minberde ayakta hutbe okuyordu. Müslümanlar, bunun için çıktılar. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanından ayrıldılar. Camide farklı rivayetlere göre sadece oniki veya sekiz, yahut da kırk kadar kişi kaldı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) “Eğer bu kalanlar da olmasaydı tepelerine taş yağdırılırdı” dedi ve bu ayet nazil oldu.

Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanında kalanlar içinde idiler. "[23]

r- Hasan el-Basrî şöyle demiştir:

"Medinelilere, açlık ve pahalılık arız olmuştu. Derken bir ticaret kervanı çıkageldi. Tam o sırada, Hz. Peygamber (s.a.v.) Cum'a hutbesi okuyordu. Müslümanlar kervanın geldiğini duyunca, oraya doğru gittiler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), “Eğer bu geri kalanlar da, evvelkilere (gidenlere) tabi olsalardı, şu vadi, onlar üzerine ateş olur cayır cayır yanardı” buyurmuştur."[24]

2- Düğünle ilgili rivayet:

a- Câbir ibn Abdullah'tan gelen bir rivayete göre bir kız evlendirilmiş ve onun çalgıcılar eşliğindeki düğün alayı Mescid-i Nebevî'nin yanından geçerken orada bulunanlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)'i minberde iken terkedip düğün alayına yönelmişler de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimesini indirmiş.[25]

Suyûtî, her iki rivayeti verdikten sonra ticaret kervanının gelmesi ile Mescid-i Nebevî'nin yanından düğün alayının geçmesi olaylarının aynı zamanda olduğunu ve dolayısıyla her iki olayın birden bu âyetin nüzul sebebi olduğu görüşünü tercih eder.[26]

 

 

 



[1] Bk. Emin Işık, Cuma Sûresi, Dİ A, 8/92.

[2] İzzet Derveze, Tefsiru’l-Hadis, 8/227.

[3] Süleyman Ateş, 9/429, 431.

[4] İbn Aşur, 28/169.

[5] İbn Aşur, 28/204-205. Heyet, Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 5/269.

[6] Alûsî, Ruhu’l-Meani, 28/92.

[7] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/664.

[8] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan.

[9] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, Cum'a, 62/1; Müslim, Fedâilus-Sahâbe, 231; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Cum'a, 62/1, hadis no: 3310; İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan. 

[10] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan.

[11] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan.

[12] Alûsî, Ruhu’l-Meani, 28/96.

[13] Ahmed b. Hanhel, Müsned, 1/248; İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan.

[14] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan, 28/66.

[15] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 357.

[16] Buhari, Salat: 8, Cumua: 38 (996), Tefsîru'l-Kur'ân, Cum'a, 62/2, Buyu: 2058, 2064, Tefsir: 4899, Müslim; Cuma: 36/863, Tirmizi; Tefsîru'l-Kur'ân, Cum'a, 62/2, hadis no: 3311. Tirmizi bu hadis için hasen ve sahihtir dedi. Nesai; Tefsir: 615. 820  İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 357; Alusi, Rûhu'I-Meânî, 28/104.

[17] Buhari, Salat: 8, Cumua 996, Buyu: 2058, 2064, Tefsir: 4899, Müslim; Cuma: 36/863, Tirmizi; Tefsir: 3311. Tirmizi bu hadis için hasen ve sahihtir dedi. Nesai; Tefsir: 615. 820.

[18] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 357. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/664-665.

[19] Suyuti; ed-Dürr: 6/221. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 357.

[20] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan, 28/67.  

[21] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan, 28/68.

[22] Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Ğayb, 30/11.

[23] Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Ğayb, 30/11.

[24] Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Ğayb, 30/11.

[25] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan, 28/68.  

[26] Suyûtî, Lubâbun-Nukul, 2/168.