25- FURKÂN SÛRESİ

 

Mushaf'taki sıralamada yirmi beşinci, iniş sırasına göre kırk ikinci sûredir. Yâsîn sûresinden[1] sonra, Fâtır sûresinden önce Mekke'de inmiştir.

Cumhur Sûrenin mutlak olarak mekkî olduğunu söylemiştir.

İbn Abbâs ve Katâde'den de Sûrenin mekkî olmasıyla birlikte

"Onlar ki Allah ile birlikte başka bir ilaha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Kim de bunları yaparsa cezaya çarpar.

Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılarak temelli bırakılır.

Ancak tevbe eden, inanıp salih amel işleyenlerin Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir ve Allah Gafur, Rahîm olandır." (âyet:68-70) âyetlerinin Medine-i Münevvere'de nazil olduğu rivayet edilmiştir.

Kurtubî de sûrenin, 68-70 âyetleri dışında medenî olduğunu söyler.[2]

Buhârî'nin kaydettiği bir rivayette[3] 68. âyetin Mekke'de indiğini belirten bir bilginin yer alması, bu üç âyetin de Mekke'de indiği ihtimalini güçlendirmektedir

Sûrenin ilk üç âyetinin Medine'de indiği yolunda da bir rivayet vardır. [4]

Dahhâk Sûrenin başından

"Alemleri uyarıcı olmak üzere kuluna Fürkan'ı indiren Allah'ın şânı ne yücedir!

"O ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Hiçbir çocuk edinmemiştir, hükümranlıkta ortağı yoktur. O herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş ve bir ölçüyle takdir etmiştir.

O'nu bırakıp ta bir şey yaratmıyan ve üstelik kendileri yaratılmış olan ve kendilerine ne bir zarar, ne de bir fayda veremiyen, öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya gücü yetmeyen bir takım ilâhlar edindiler."

Ayetlerinden ibaret olan ilk üç âyeti dışında Sûrenin medenî olduğu görüşündedir.[5]

"Görmedin mi Rabbın gölgeyi nasıl uzatmıştır..." (âyet: 45) âyeti dışında Sûrenin Mekkî, bu âyet-i kerimenin ise Tâif’te nazil olduğu da söylenmiştir. Tâif, Mekke'ye yakın olduğu için bu âyet-i kerime de mekkî sayılmakla Sûrenin tamamı mekkî demektir.[6]

 

4. Küfredenler dediler ki: "Bu Kur'ân, ancak onun uydurduğu bir yalandır ve ona bu hususta bir başka topluluk yardım etmiştir." Hiç şüphesiz onlar zulüm ve iftira ile geldiler.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Kelbi ve Mukatil der ki:

"Bu âyet-i kerime en-Nadr ibnu'l-Hâris hakkında nazil olmuştur

"Bu Kur'ân ancak onun uydurduğu bir yalandır ve ona bu hususta bir başka topluluk yardım etmiştir." diyen odur. Onun "Bir başka topluluk"la kastettikleri Huvaytıb ibn Abdü'l-Uzzâ'nın kölesi Addâs (veya Aiş), Amir (veya el-Alâ') ibnu'l-Hadramî'nin kölesi Yesâr ve yine Amir ibnu'l-Hadramî'nin diğer kölesi Cebr olup bu köleler ehl-i kitabdan imişler. Bunlar Tevrat'ı okur ve ondan bazı kıssalar anlatırlardı, müslüman olunca, Hz. Peygamber (s.a.v.) onlardan, bunları öğrendi. İşte bundan ötürü Nadr bu sözü söyledi. Allah Teâlâ onların bu şüphesine, "Böylece hiç şüphesiz bir haksız söz ve yalan söylediler" diyerek cevap vermiştir."[7]

2- Bazı rivayetlerde en-Nadr ibnu'l-Hâris yanında Abdullah ibn Ümeyye ve Nevfel ibn Huveylid'in de adı geçmektedir[8] ki bunlar da anılan sözü söylemede en-Nadr ibnu'l-Hâris'ten geri kalmıyan şedîd İslâm düşmanı müşriklerdir.[9]

 

5. Dediler ki: "Bunlar, onun başkasına yazdırıp ta kendisine sabah akşam okunmakta (veya dikte ettirilmekte) olan evvelkilerin masallarıdır."

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle anlatıyor:  

"en-Nadr ibnu'l-Hâris ibn Kelde, Kureyş'in şeytanlarından olup Hz. Peygamber (s.a.v.)'e düşmanlığı açıktan yapanlardan birisiydi. Hîre'den gelmiş ve orada Fars krallarının, Rüstem ve İsfendiyar'ın hikâyelerini öğrenip gelmişti. Allah'ın Rasûlü (s.a.v.) bir mecliste oturur, oradakileri Allah'a çağırır, onlara Kur'ân okur ve onları, geçmiş inkarcı ümmetlerin başına gelenlerden sakındırır da kalkıp giderse hemen onun peşinden bu en-Nadr ibnu'l-Hâris gelir onlara Rustem es-Sindîd'[10]den, İsfendiyar'dan ve Pers krallarından hikâyeler anlatır, sonra da:

"Vallahi Muhammed'in söyledikleri benim söylediklerimden daha güzel değil. Onun söyledikleri ancak eskilerin masallarıdır. Nasıl bana okutulmuşsa ona da okutuluyor ve yazdırılıyor." dedi de Allah Tealâ bunun üzerine bu âyet ile birlikte dokuz âyet indirdi.[11]

"Ona  âyetlerimiz okunduğu zaman "Bunlar eskilerin masallarıdır." der."[12] ve

"Yalana, günaha her dadananın vay haline! Ki kendisine Allah'ın âyetleri okunurken işitir de sonra büyüklük taslayıcı olarak ve kulaklarında bir ağırlık varmış da bunları hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte onu, çok elem verici bir azâb ile müjdele."[13] âyetleri de onun hakkında nazil olmuştur."[14]

 

7. Ve dediler ki: "Bu Peygamber'e ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor?! Onun beraberinde bulunup uyaracak bir melek indirilmeli değil miydi?"

8. "Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya besleneceği bir bahçesi olmalı değil miydi?" O zâlimler dediler ki: "Siz, ancak büyülenmiş bir adama tâbi oluyorsunuz."

 

Ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre "bu âyet-i kerimeler Kureyş kâfirlerinden bir grup hakkında nazil olmuştur. İbn Abbâs şöyle anlatıyor:

"Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe, Ebu Süfyân ibn Harb, en-Nadr ibnu'l-Hâris, Ebu'l-Bahterî, el-Esved ibnu'l-Muttalib, Zem'a ibnu'l-Esved, el-Velîd ibnu'l-Muğîra, Ebu Cehl ibn Hişâm, Abdullah ibn Ebî Ümeyye, Ümeyye ibn Halef, el-Asî ibn Vâil, el-Haccâc'ın oğulları Nebîh ve Münebbih toplandılar ve birbirlerine:

"Muhammed'e haber gönderelim, gelsin ve onunla konuşalım ki onun hakkında yapacaklarımızda mazur olalım." dediler ve O'na:  

"Kavminin ileri gelenleri seninle konuşmak için toplandılar, sen de gel." diye haber gönderdiler. Hz. Peygamber (s.a.v.) yanlarına geldi. Ona:

"Ey Muhammed, seni çağırdık ki konuşalım da sonra sana yapacaklarımızda mazur olalım." dedik. Sen, bu getirdiğin sözlerle eğer mal peşinde isen mallarımızdan sana vermek üzere mal toplıyalım; yok eğer şan şeref peşinde isen seni başımıza geçirelim; Eğer kral olmak istiyorsan seni kralımız yapalım." dediler. Allah'ın rasûlü (s.a.v.):  

"Söylediklerinizden hiçbirine ihtiyacım yok. Bu getirdiklerimi sizin malınızı, içinizde şan ve şeref sahibi olmayı veya krallığı istemek için getirmedim. Fakat Allah beni size elçi olarak gönderdi, bana bir kitab indirdi ve bana, sizin için müjdeleyici ve uyarıcı olmamı emretti. Ben de işte O'nun mesajını size ulaştırdım, ilettim, size öğütlerde bulundum, nasihatler ettim. Eğer benim bu getirdiklerimi kabul edecek olursanız bu, diğer insanlar içinde dünya ve âhirette sizin payınızdır. Ama reddedecek olursanız, Allah benimle sizin aranızı ayırıncaya (sizinle benim hakkımda hükmünü verinceye) kadar Allah'ın emrine sabredeceğim." buyurdu. Onlar:

"Ey Muhammed, bu söylediklerimizin hiçbirisini kabul edecek değilsen Rabbından kendin için istekte bulun; meselâ sana seni tasdik edecek bir melek göndersin de senden bize dönsün (senin peygamberliğinin hak olduğunu bize o söylesin). Yine Rabbından iste sana bağlar bahçeler, saraylar versin. Zira biz seni görüyoruz aynen bizim gibi maişet (geçimlik) derdine düşmüşsün çarşı pazar dolaşıp çalışmaktasın. Sana bunları versin ki çarşı pazar çalışmaktan kurtulasın, biz de senin gerçekten Rabbının katında iddia ettiğin gibi üstün bir merteben olduğunu bilelim." dediler. Allah'ın Rasûlü (s.a.v.):

"Bu söylediklerinizi yapacak değilim, Rabbımdan kendim için bu söylediklerinizi isteyecek değilim ve ben, zaten bunlar için gönderilmedim, fakat Allah beni, size müjdeleyici ve uyarıcı olmam için peygamber olarak gönderdi." buyurdu ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri gönderdi."[15]

 

10. "Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir."

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Ahmed b. Muhammed b. İbrahim el-Mukrî, Ahmed b. Ebî'l-Furat'tan, o Abdullah b. Muhammed b. Yakub el -Buharî'den, o Muhammed b. Hamid (Humeyd) b. Ferkad'dan, o İshak b. Bişr'den, o Cüveyr'den, o da İbn Abbas'tan şu rivayeti bize haber verdi:

"Müşrikler ihtiyacından dolayı Rasulullah (s.a.v.)'ı ayıplayınca şöyle dediler:

"Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer?"[16] Rasulullah (s.a.v.) buna çok üzüldü. Bunun üzerine Cibril (a.s.) indi. Rabbinden kendisine sabır di­leyerek şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Rasulü, sana selam olsun. Rabbu'l-İzzet sana selam söyler ve sana der ki:

"Biz. Senden evvel de peygamberleri başka bir halde göndermedik. Onlar da yemek yiyorlar, çarşılarda geziyorlardı."[17] Yani dünyada maişetlerini temin etmeye çalışıyorlardı."[18]

2- Dahhâk'ın rivayetine göre müşrikler, Allah'ın Resûlü'nün yoksulluk ve çaresizlikle ayıpladıklarında, bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.v.) mahzunlaşmış, bunun üzerine O'nu takviye ve teselli etmek üzere, Cebrail (a.s.) gelerek Allah Sana selâm yolladı ve “Biz Sen'den evvel hiçbir Peygamber gönderemedik (ki), muhakkak onlar da yemek yerlerdi”[19]  buyurdu" dedi.

Dahhak, sözüne devamla şöyle der:  

"Bir gün Cebrail (a.s.) ile Hz. Peygamber (s.a.v.) karşılıklı konuşurlarken, semânın kapılarından birisi açılıverdi ki, bu kapı, daha önce hiç açılmamıştı. Derken, Hz. Cebrail (a.s.):

"Ey Muhammed, müjde bu bir hoşnutluk ve razı olmadır. Cennetin bekçisi Sana, Rabb'inden hoşnutluğu (rıdâ) getirdi ve Sana selâm yollayarak şöyle dedi: "Rabbin seni Hükümdar nebi olma ile kul nebî olma arasında muhayyer bıraktı" dedi. Onun elinde de, nurdan parlayan bir çanta bulunuyordu.  

"İşte bu dünya hazinelerinin anahtarlarıdır. Cenâb-ı Hakk ahirette Sen'in için hazırladığı şeylerden, bir sineğin kanadı kadar bile eksiltmeksizin bunları al..." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), sanki irtişare ediyormuşcasına Cebrail'e baktı, Cebrail de eliyle tevazuda bulunmasını işaret etti. Derken Hz. Peygamber  (s.a.v.) de:

“Hayır, kul ve nebi olmayı tercih ederim” dedi. Ravi rivayetine devamla şöyle der:

"Artık Hz. Peygamber (s.a.v.) bundan sonra (ahirete irtihal edinceye kadar hükümdarların yaptığı gibi) yaslanarak yemek yemedi." [20]  

3- İbn Abbas şöyle dedi:

"Cebrail (a.s.) ile Nebi (s.a.v.) bir arada bulunuyor ve ko­nuşuyorlardı. O vakit Cebrail (a.s.)'in rengi değişti. Öyle ki za'feran gibi kızardı. Denildi ki:

"Ey Allah'ın Rasulü hürde nedir?" O da buyurdu ki:

"el-Adese, yani kara kızıl hasta­lığı." Rasulullah (s.a.v.) Cebrail (a.s.)'e buyurdu ki:

"Sana ne oldu ki rengin değişti?" O da dedi ki:

"Ey Muhammed, gök kapılarından bir kapı açıldı. Bu kapı bugüne kadar hiç açılmamıştı. Ben, senin ihtiyaç sahibi olmandan dolayı kavminin ayıplaması nedeniyle azaba uğramalarından korkuyorum." Nebi ile Cebrail (a.s.) birbirlerine ağlayarak döndü­ler.

Cebrail (a.s.) eski haline dönünce dedi ki:

"Müjde ver ey Muhammed. Bu, Cennet'in bekçisi Rıdvan'dır. Sana Rabbin'in rızasıyla geldi." Rıdvan geldi ve selam verdi. Sonra dedi ki:

"Ey Muhammed Rabbu'l-İzzet sana selam söylüyor -Bu esnada Rıdvan'la beraber içi nurla dolu bir sepet vardı- ve sana diyor ki: "Benim yanımda olan derecele­rinden hiçbir şey noksan olmamak şartıyla, işte sana sivrisinek kanadı misali dünya ha­zinelerinin anahtarları." Nebi istişare eder gibi (yani ne dersin?) Cebrail (a.s.)'e baktı. Cebrail elini yere vurdu ve şöyle dedi:

"Allah için tevazulu ol." Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Ey Rıdvan, o sepette bulunan şeylere benim ihtiyacım yok. Fakirlik benim için daha sevimlidir. Sabırlı ve şükreden bir kul olmam bana daha sevimlidir." Rıdvan şöyle dedi:

"İsabet ettin. Allah seni hep isabet ettirsin." Gökten bir nida geldi. Cebrail (a.s.) başını kaldırdı. O anda Sema'nın kapıları arşa kadar açılmıştı. Allah Teala, Adn Cenneti'ne, üzerinde yeşil bir odanın bulunduğu bir dalı sarkıtmasını işaret etti. O odanın kırmızı yakuttan yetmiş bin kapısı vardı. Cebrail (a.s.) dedi ki:

"Ey Muhammed gözünü yukarıya kaldır." O da kaldırınca, diğer peygamberlerin odalarını ve yerlerini gördü. Kendi yeri ise kendisine mahsus bir farklılıkta ve kapısının makamı üstünde idi. Ve bir münadi nida etti:

"Razı oldun mu ey Muhammed?" O da:

"Evet razı oldum ya Rabbi. Bu dünyada bana verilecek olanları Kıyamet Günü'nde şefaatim için kıl." buyurdu.

Rivayet olunur ki şu âyet Rıdvan hakkında nazil olmuştur.

"Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir.[21]"[22]

4- Hayseme dedi ki:

"Nebî Aleyhisselâm'a:

"Eğer istersen, arzın hazine ve anahtarlarını veririz. Bundan dolayı âhirette bizim yanımızda bir şeyi eksiltmeyiz. Eğer istersen, senin için âhirete toplarız." denildi. Aleyhisselâm:

“Benim için onları âhirete topla.” diye istedi. Bunun üzerine Allahü Teâlâ bu âyeti indirdi."[23]

5- Hayseme (r.a.) diyor ki:

"Rasulullah'a şöyle denilmişti:

"Dilersen sana senden önce hiçbir Peygamber'e verilmeyen senden sonra da hiçbir kimseye ve­rilmeyecek olan, yeryüzünün hazinelerini ve anahtarlarını verelim. Bunlar se­nin, Allah katındaki mükâfaatlarından hiçbir şey eksiltmeyecektir." Rasulullah:

"Bunların hepsini, âhirette bana verilmek üzere biriktirin." dedi. Bunun üzerine Allah Teala bu âyet-i kerimeyi indirdi." [24]

6- Tavus, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Peygamber ile Cebrail otururlarken Cebrail (a.s.):

"Bu, gökten inen ve Sen'i ziyaret etmek için izin talebinde bulunan bir melektir" dedi. Çok geçmeden o melek geldi ve Allah'ın Rasûlü'ne selam vererek:  

"Allah'u Teâlâ seni, Sen'den önce hiç kimseye vermediği, Sen'den sonra da hiç kimseye vermeyeceği şeylerin anahtarlarını Sana vermek ve Sana verdiği şeylerden dolayı da, daha sonra Sana vereceği şeylerden noksanlaştırmamak hususunda seni muhayyer bıraktı." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.):

"Hayır, onların hepsini bana ahirette verir (versin, bunu isterim)" buyurdu da, işte bunun üzerine Cenâb-ı Hakk'ın bu ayeti nazil oldu."[25]

7- İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle demiştir:

"Cebrail bana, Mekke vadisi dolusu altını sundu da ben, "Hayır, bir öğün tok, üç öğünse aç kalmayı (isterim!) Çünkü bu, benim Rabbimi daha çok hatırlamamı ve O'ndan daha çok talepte bulunmamı sağlar" dedim." [26]

8- Safvan İbn Süleym'in Abdu'l-Vehhâb'tan rivayetine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Bir gün tok olurum, üç gün aç. Böylece de, tok olduğumda Sana hamdederim, aç olduğumda da Sana yalvarıp yakarırım." [27]

 

11. Fakat onlar kıyamet saatini de yalanladılar. Biz, o saatin geleceğini yalanlıyanlara öyle çılgın bir azâb hazırladık ki,

12. Bu, kendilerine uzak bir yerden gözükünce onun kaynayışını ve uğultusunu duyacaklardır.

13. Elleri boyunlarına bağlı olarak onun en dar bir yerine atıldıkları zaman orada yok olup gitmeyi isterler.

14. Bugün bir kere yok olmayı değil, birçok kereler yok olmayı isteyin.

 

Ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Kurtubî bu âyet-i kerimelerin İbn Hatal ve arkadaşları hakkında nazil olduğunu söyler.[28]

 

20. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşılarda gezinirlerdi. Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle deneriz ve Rabbîn Basîr olandır.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Müşrikler Hz. Peygamber (s.a.v.)'i fakirliği sebebiyle kınayıp:

"Bu peygamber'e ne oluyor; bizim gibi yemek yiyor..." deyince Hz. Peygamber (s.a.v.) buna çok üzüldü ve işte onun üzülmesi üzerine O'nu teselli etmek üzere bu âyet-i kerime nazil oldu. Cibrîl gelip şöyle dedi:

"Ey Muhammed, Rabbın Allah sana selâm söylüyor ve sana şöyle buyuruyor:

"Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşılarda gezinirlerdi..."[29]

2- Cüveybir tarikından Dahhâk, İbn Abbas’tan (r.a.) rivayet etti ki:

"Müşrikler ihtiyacından dolayı Rasûlullah'ı ayıpladı ve:

"Bu ne biçim Peygamber ki, yemek yer, sokaklarda gezer." dediler. Rasûlullah buna üzüldü, bunun üzerine bu âyet indirildi." [30]

3- İbnu Abbas'tan (r.a.) bunun benzerini İkrime ve Saîd tarikından İbnu Cerîr anlattı. [31]

4- Ayet-i kerimenin "Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle deneriz." kısmının nüzul sebebinde Mukatil der ki:

"Ebu Cehl ibn Hişâm, el-Velîd ibnu'l-Muğîra, el-As ibn Vâil, Ukbe ibn Ebî Muayt, Utbe ibn Rabîa ve en-Nadr ibnu'l-Hâris haklarında nazil olmuştur. Bunlar; Abdullah ibn Mes'ûd, Ammâr, Bilâl, Suheyb, Amir ibn Füheyre, Ebu Huzeyfe'nin kölesi Salim, Hz. Ömer'in kölesi Mihca', el-Hadramî'nin kölesi Cebr ve arkadaşları gibi güçsüz müslümanları gördüklerinde onlarla alay kabilinden olarak:

"Müslüman olalım da bunlar gibi mi olalım?!" demişler ve işte bunun üzerine Allah Tealâ

"Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle deneriz." âyet-i kerimesini indirmiştir."[32]

 

21. Bize kavuşmayı ummayanlar "Bize melekler indirilmeli değil miydi? Veya Rabbımızı görmeli değil miydik?" derler. Andolsun ki onlar kendi kendilerine büyüklenmişler ve büyük bir azgınlıkla haddi aşmışlardır.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Kelbî ve Mukatil bu âyet-i kerimenin, peygamberliği ve yeniden diriltilmeyi inkâr eden Ebu Cehl, el-Velîd İbn Muğîre ve arkadaşları hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.[33]

2- Kureyş müşrikleri Rasulullah'tan buna benzer birçok isteklerde bulunmuş­lar ve kendilerini susturacak cevaplar almışlardır. [34]

 

27. O gün zalim iki elini ısırıp "Ne olurdu, ben o peygamberin beraberinde bir yol edineydim." diyecek

28. Ne yazık bana! keşki falanı dost tutmıyaydım.

29.  Beni o zikirden, o mana geldikten sonra, o saptırdı. Şeytan insanı yapayalnız ve yardımsız bırakandır.

 

Ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Abdullah b. Abbas, Şa'bî ve Mücahid'den nakledilen bir görüşe göre bu âyetler, müşriklerden Ukbe b. Ebi Muayt ve Ümeyye b. Halef hakkında nazil ol­muştur. Bunlardan Ukbe veya Ümeyye müslüman olmuş diğeri onun müslüman olmasına karşı çıkarak tekrar kâfir olmasına sebep olmuştur. İşte bu âyetler, bunları ve benzerlerini tasvir etmektedir. [35]

2- İbn Abbas şöyle demiştir:

"Ata el-Horasanî'nin rivayetine göre Ubeyy b. Halef, Nebî (s.a.v.)'nin yanında hazır bulunur, O'nunla oturur ve O'na iman etmeksizin dinlerdi. Ukbe b. Ebî Muayt onu bundan men etti. Bu âyet de bu yüzden indi."[36]

3- Şa'bi demiştir ki:   

"Ukbe, Ümeyye b. Halef’in dostu idi. Ukbe müslüman oldu. Bunun üzerine Ümeyye şöyle dedi:

"Eğer sen, Muhammed'e tabi olursan, benim yüzüm, senin yüzüne haram olsun," O da Ümeyye'nin razı olması için kâfir oldu ve irtidat etti, Allah Teala da bu yüzden bu âyeti indirdi."[37]

4- Ubeyy ibn Halef ve Ukbe ibn Ebî Muayt arkadaş idiler, araları iyi idi. Bunlardan Ukbe Hz. Peygamber (s.a.v.) ile oturur, ondan bazı şeyler dinlerdi. Bu durum Ubeyy'e ulaşınca Ukbe'ye geldi ve:

"Muhammed'le oturduğun, onu dinlediğin bana ulaşmadı mı sanıyorsun? Eğer bir daha onunla oturur ve onu dinlersen, ya da ona vardığında yüzüne tükürmezsen yüzüm sana haram olsun." diyerek büyük yemin etti. Allah'ın düşmanı Ukbe de arkadaşının söylediğini yaptı ve Allah Tealâ o ikisi hakkında bu âyetleri indirdi."[38]

5- Başkaları da şöyle dediler:

"Ümeyye b. Halef ile Ukbe b. Ebî Muayt yeminli dost idiler. Ukbe her seferinden dönüşünde bir ziyafet verir ve kavminin bütün eşrafını da davet ederdi. O Rasulullah (s.a.v.)'ın meclisinde çok bulunurdu. Birgün yine bir seferden dönmüştü. Bir yemek hazırladı ve insanları davet etti. Bu arada Rasulullah (s.a.v.)'ı da yemeğe çağırdı. Yemek Rasulullah (s.a.v.)'ın önüne konunca Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Sen, Allah'tan başka ilah olmadığına, benim de O'nun Rasulü ol­duğuma şehadet getirmediğin müddetçe senin yemeğini yemeyeceğim." Bunun üze­rine Ukbe şöyle dedi:

"Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de O'nun Rasulü olduğuna şehadet ederim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) onun yemeğinden yedi. Ubeyy b. Halef orada yoktu. Ukbe'nin başından geçen bu olayı haber alınca şöyle dedi:

"Ey Ukbe sen dininden mi çıktın?" O da:

"Hayır, vallahi dinimden çıkmadım. Bana bir adam geldi ve şehadet getirmediğin müddetçe, yemeğimden yemeyeceğini söyledi. Ben de yemek yemeden evimden ayrılmasından utandım ve şehadet getirdim, O da yedi." Bunun üzerine Ubeyy şöyle dedi:

"Sen O'nun yüzüne tükürüp, boynuna basma­dıkça, ben senden ebediyyen razı olmayacağım." Ukbe de şöyle yaptı: Bir hayvan iş­kembesi aldı. Onu Rasulullah (s.a.v.)'ın iki omuzu arasına koydu, Rasulullah (s.a.v.) da ona şöyle dedi:

"Senin başını kılıçla almadan Mekke'den çıkarmayacağım."[39]

Ukbe, Bedir Savaşı'nda çembere alınıp öldürüldü. Ubeyy'e gelince, Nebi (s.a.v.) onu Uhud Günü mübarezede öldürdü. Allah Teala da bu âyeti o ikisi hakkında indirdi."[40]

6- İbn Abbas (r.a.), "Bununla, Ukbe b. Ebi Mu'ayt b. Ümeyye b. Abdişems kastedilmiştir. Çünkü o, biryerden geldiğinde Mekke'lilerden komşularını davet edeceği bir ziyafet verirdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) ile pek sık otururdu. Peygamber (s.a.v.)'in sözleri, onun hoşuna giderdi. Derken yine böyle bir gün; bir ziyafet hazırladı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'i de davet etti. Hz. Peygamber (s.a.v.):  

"Sen kelime-i şahadet getirip (müslüman olmadıkça) yemeğini yemem" dedi. O da, kelime-i şahadet getirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) onun ziyafetine katıldı. Bu iş, Ümeyye b. Halef’in kulağına gitti. O:

"Sapıttın ey Ukbe" dedi. Çünkü Ümeyye, Ukbe'nin samimi arkadaşı idi. Ukbe:

"Ben bunu, o benim yemeğimi yesin diye söyledim" deyince, Ümeyye b. Halef:   

"Hayır olmaz. Gidip onun yüzüne tükürmedikçe ve boynuna basmadıkça senden razı olmayacağım" dedi. Ukbe de bunu yaptı. Hz. Peygamber (s.a.v.) de:   

“Seninle Mekke dışında karşılaşırsam, kılıcımla başına ineceğim" dedi. Bunun üzerine "O gün, o zâlim nedametle iki elini ısırır" ayeti indi. Yani Ukbe, "Keşke ben, Ümeyye'yi dost edinmeseydim. Vallahi o beni zikirden, yani Kur'ân'dan ve Hz. Muhammed (s.a.v.) sayesinde bana gelen imândan uzaklaştırdı" diye, pişmanlığını gösterecek. Derken Bedir günü Ukbe esir edildi ve ölüme mahkum habsedildi ve öldürüldü. O gün Ukbe ile Nadr b. Haris'in dışında hiçbir esir öldürülmemişti."[41]

7- Dahhak şöyle demiştir:

"Ukbe Rasulullah (s.a.v.)'ın yüzüne tükürdüğü vakit, tükürüğü kendi yüzüne döndü ve iki yanağını yaktı. Bu yanığın izi ölünceye kadar devam etti."[42]

8- İbnu Abbas'tan (r.a.) rivayet edildi:

"Übey İbni Halef inanmadığı halde Rasûlullah'ın yanında bulunurdu. Ukbe İbni Ebî Muayt onu Rasûlullah'ın   yanında bulunmaktan men etti. Bunun üzerine bu âyetler indirildi." [43]

9- Bunun benzerini Şa'bî ve Mukassem'den anlattı. [44]

 

32. O kâfirler dediler ki: "Kur'ân ona bir kerede topluca indirilmeli değil miydi?" Halbuki Biz Azîmüşşân onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle azar azar indiririz ve onu tertîl üzere ağır ağır okuruz.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre o şöyle anlatıyor:

"Müşrikler:

"Muhammed eğer gerçekten Allah'ın elçisi ise Rabbı ona acaba neden işkence ediyor. Şu Kur'ân'ı ona bir kerede toptan indiremez mi? Bakınız ona her defasında bir veye iki âyet iniyor (ve her defasında ona âyet inmesi adeta bir işkence oluyor)." dediler de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi."[45]

2- Başka bir rivayette onların: "Sen kendinin Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu iddia ediyorsun. Madem öyle Tevrat'ın Musa'ya, İncil'in İsa'ya bir defada indirildiği gibi bu Kur'ân da sana bir defada toptan indirilmeli değil miydi?" demeleri üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur.[46]

3- Her iki rivayette de konu ve talep "Kur'ân'ın parça parça değil bir defada toptan indirilmesi" olduğuna göre iki rivayet arasında çelişki yok demektir.[47]

 

34. Cehennemde yüzleri üstü toplanacak olanların, işte onların yeri çok kötü ve yolu çok sapıktır.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Mukatil der ki:

"Kâfirler, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ashabına:

"O, yaratılmışların en kötüsüdür." dediler de bu âyet-i kerime bunun üzerine nazil oldu."[48]

 

41. Seni gördükleri vakit: "Bu mu Allah'in gönderdiği elçi? " diye alaya almaktan başka bir şey yapmazlar.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Hz. Peygamber (s.a.v.)'le alay yollu "Bu mu Allah'ın gönderdiği elçi?" diyen Ebu Cehl hakkında nazil olmuştur.[49]

 

43. Hevâ ve hevesini tanrı edineni gördün mü? Şimdi onun üzerine sen mi vekil olacaksın?

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:

"Câhiliye devrinde kişi bir zaman beyaz bir taşa tapınır, sonra ondan bıkarak tutar bir süre de siyah bir taş bularak onu sever ve onu tanrı edinerek o taşa tapınırdı. İşte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi."[50]

2- Sevdiği her taşı tanrı edinerek ona tapınan bu kişinin el-Hâris ibn Kays es-Sehmî olduğu ve âyet-i kerimenin de onun hakkında indiği de söylenmiştir.[51]

 

55. Allah'ı bırakıp kendilerine fayda veya zarar veremiyecek olan şeylere ibadet ederler. Kâfir, Rabbına karşı duranın yardımcısıdır.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Bu âyet-i kerimenin Ebu Cehl hakkında nazil olduğu söylenir.[52]

2- Evlâ olan, bu ayeti umûmi manada bütün kâfirlere hamletmektir. Çünkü sebeb-i nüzulün husûsi olması, (ayetin) lafzının umûmi oluşunu zedelemez. Bir de ayeti umumi manasına hamletmek, ayetteki "(Kâfirler) Allah'tan başka kendilerine ne fayda, ne zarar veremeyecek olan şeylere taparlar" ifadesinin zahirî manasına daha uygundur. [53]

 

60. Kâfirlere: "Rahman olan Allah'a secde edin." denildiği zaman: "Rahman da neymiş? Senin bize emrettiğine mi secde edeceğiz?" derler.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Hudeybiye müsalahasında antlaşmanın baş tarafına "Bismillahirrahmanirrahim." yazılınca müşrikler bunu kabul etmediler ve onu sildirip yerine "Ey Allah’ım senin adınla." ifadesini yazdırdılar. İşte âyet-i kerime, müşriklerin bu tür itirazlarını beyan etmektedir. [54]

 

62. O, iyice düşünüp ibret almak arzusunda bulunan kimseler yahut ta şükretmek dileyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir.

 

Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Enes ibn Mâlik der ki:

Rasûlullah (s.a.v.), gece Kur'ân okumayı kaçırmış olan Hz. Ömer'e:

"Ey Hattâb'ın oğlu, Allah senin hakkında bir âyet indirdi." buyurup "O, iyice düşünüp ibret almak arzusunda bulunan kimseler yahut ta şükretmek dileyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir." âyet-i kerimesini tilâvet eylemiş ve şöyle devam etmiş: "Geceleyin kaçırdığın nafileleri gündüzünde; gündüz kaçırdıklarını da geceleyin yerine getir."[55]

 

68. "Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur.

69.  Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır.

70. Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah on­ların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder."

 

Ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Ebû İshak es-Sealibî, Hasan b. Ahmed el-Mahledî'den, o Müemmil b. Hasan b. İsa'dan, o Hasan b. Muhammed Sabbah ez-Za'feranî'den, o Haccac'dan, o Cüreyc'den, o Yala b. Müslim'den, o da Said b. Cübeyr'den, İbn Abbas'ın şöyle dediğini işitti:

"Şirk ehlinden bir grup insan, çok adam öldürdüler. Çok zina yaptılar. Sonra Muhammed (s.a.v.)'e geldiler ve dediler ki:

"Senin söylediğin ve çağırdığın çok güzel. Eğer yaptığımızın keffaretini bize haber verirsen iyi olur." Bunun üzerine bu âyetler indi."[56]

2- Muhammed b. İbrahim b. Yahya el-Müzekkî, babasından, o Muhammed b. İshak es-Sakafî'den, o İbrahim el-Hanzalî'den ve Muhammed b. es-Sabbah'tan, onlar Cerir'den, o Mansur ve A'meş'ten, onlar Ebî Vail'den, o Amr b. Şurahbil'den, o Ebî Meysere'den o da Abdullah b. Mesud'dan bize şunu rivayet etti:

"Rasulullah (s.a.v.)'a:

"Hangi günah daha büyüktür?"diye sordum. Buyurdu ki:

"Allah, seni yarattığı halde senin O'na ortak koşmandır."

"Sonra hangi günah büyüktür?" dedim. Buyurdu ki:

"Senin yemeğinden yer korkusuyla çocuğunu öldürmendir."

"Sonra hangisidir?" diye sordum. Buyurdu ki:

"Komşunun hanımıyla zina etmendir." Allah Teala da Rasulullah (s.a.v.)'ın sözlerini tasdik ederek bu âyeti indirdi."[57]

Bu haberi Buhari, Müseddid'den ve Yahya'dan, Müslim ise, Osman b. Ebî Şeybe'den, o da Cerir'den rivayet etmiştir.[58]

3- İbn Cüreyc kanalıyla İbn Abbâs'tan gelen başka bir rivayete göre "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine ileri giden kullarım, Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Hiç kuşkusuz Allah, bütün günahları mağfiret buyurur."[59] âyet-i kerimesi de bunun üzerine nazil olmuştur.[60]

4- Ebû Bekr b. el-Haris, Abdullah b. Muhammed b. Cafer'den, o Ahmed b. Muhammed b. İbrahim'den, o İsmail b. İshak'tan, o el-Haris b. ez-Zübeyr'den, o Ebû Raşid (Lehebîler'in âzâdlısı)'den, o Said b. Salim el-Kaddah'tan, o İbn Cüreyc'den, o Ata'dan, o da İbn Abbas'tan bize şu haberi verdi:

"Vahşi Nebî (s.a.v.)'ye geldi ve dedi ki:   

"Ey Muhammed! Güvence dilemek için sana geldim. Allah'ın kelamını işitinceye kadar beni yakınında tut." Bunun üzerine Rasuluıllah (s.a.v.) buyurdu ki:  

"Ben seni yakın olmayan bir yerde görmek isterdim. Ama madem ki sen güvence istemek için geldin, Allah'ın kelâmı gelinceye kadar benim civarımdasın." Vahşî dedi ki:

"Ben, Allah'a şirk koştum, Allah'ın haram kıldığı nefsi öldür­düm, zina yaptım. Allah, benim tevbemi kabul eder mi?" Rasulullah (s.a.v.) bu âyet inin­ceye kadar sükût etti. Bu âyeti Vahşî’ye okudu. Vahşî dedi ki:

"Bu âyette bir şart görüyo­rum. Belki ben salih amel işleyemem. Ben, Allah'ın kelâmını işitinceye kadar civarında bulunacağım." Bunun üzerine şu âyet indi:

"Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur."[61]

Rasulullah (s.a.v.) Vahşi’yi çağırdı ve ona bu âyeti okudu. Vahşî dedi ki:

"Belki ben bu âyette zikredilen, dilediği kimselerden olamam. Ben Allah'ın yeni bir kelâmı ge­linceye kadar senin civarında kalacağım," Bundan sonra şu âyet indi:  

"De ki: "Ey ken­dilerine kötülük edip aşın giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudu­nuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, ba­ğışlayandır, merhametlidir." Bunun üzerine Vahşî:

"Evet şu an başka bir şart görmüyorum" dedi ve müslüman oldu."[62]

5- Vahşî'nin müslüman olması ile ilgili bu haberin son kısmı, yani Vahşî'nin müslüman olmak üzere bir takım şartlar koşması veya âyetlerde bir takım şartlar görerek müslüman olduğunu belirten ibarelerin sıhhati şüphelidir. Çünkü Vahşî'nin iman etmesinde meşhur olan habere göre o, Tâif elçi hey'eti içinde gizlenerek gelmiş ve hiçbir şart koşmadan ve kimliğini bildirmeden müslüman olmuştur.[63]

6- İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle anlatıyor:

"Mekke'de "Onlar ki Allah ile beraber bir başka ilâha tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Kim de bunları yaparsa cezaya çarpar. Kıyamet günü de azabı katmerleşir ve o azabın içinde hor ve hakîr olarak ebediyyen bırakılır." âyetleri nazil olunca Mekke müşrikleri:

"Müslüman olmamızın bize bir faydası yok; biz Allah'a başkalarını denk saydık, Allah'ın haram kıldığı cana kıydık ve ahlâksızlıklar yaptık." dediler de bunun üzerine Allah Tealâ: "Tevbe ve iman edip salih amel işleyenler bundan müstesnadır. İşte Allah, bunların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir..." âyet-i kerimesini indirdi."[64]

7- "Onlar ki Allah ile beraber bir başka ilâha tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar..." âyet-i kerimesi İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete göre Mekke'de nazil olmuş ve daha sonra Nisa Süresindeki bir âyetle (âyet: 93) nesholunmuştur. Ama yine ondan gelen başka bir rivayete göre son nazil olan âyetlerdendir ve hiçbir şekilde neshe konu olmamıştır. Zira Nisa Süresindeki âyet mü'minler, bu ise müşrikler hakkında nazil olmuştur.[65] En doğrusunu Allah bilir.[66]

8- Abdullah b. Abbas dahil bir kısım âlimler bu ve bundan önceki âyetlerin Mekke'de nâzil olduklarını ve bu âyetlerin, iman etmeden önce bu günahları iş­leyip sonra tevbe edenleri bahse konu ettiğini, iman ettikten sonra, kasıtlı olarak bir mümini öldürenin tevbesinin ise kabul edilmeyeceğini söylemişler ve delil olarak bu âyetlerden daha sonra inen ve Medine'de nazil olduğunda ittifak edi­len Nisa Suresi'nin şu âyetini zikretmişlerdir:

"Kim bir Mümini kasten öldürürse, onun cezası cehennemdir. Orada ebedi olarak kalacaktır. Allah ona gazap ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." [67]

Diğer bir kısım âlimler ise bu âyetle adı geçen Nisa Suresi'ndeki âyetlerin çelişmediklerini, bu itibarla bunların birbirlerini neshetmediklerini söylemişler­dir. Zira Nisa Suresi'ndeki âyet, bir Mümini kasıtlı olarak öldürdükten sonra tevbe etmeyeni beyan etmiş bu âyet ise tevbe eden kimseyi bahse konu etmiş­tir. Ayrıca başka âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır:

"Şüphesiz ki Allah, kendi­sine ortak koşulmasını affetmez. Bunun dışındakini dilediği kimse için affeder. Kim Allah'a ortak koşarsa şüphesiz büyük bir günah ile iftira etmiş olur." [68]

"Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında diledi­ğini bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür." [69]

Günah işlediği halde tevbe edip imanlı olarak ölen kişi için tevbe kapısının açık olduğunu beyan eden birçok sahih hadis bulunmaktadır.[70]

 

 

 

 



[1] Kurtubî, Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/3.

[2] Kurtubî, Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/3.

[3] Buhari, Tefsir, 25.

[4] İbn Âşûr, 18/313.

[5] Alûsî, Ruhu’l-Meani, 18/230.

[6] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/663.

[7] Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, 24/50; Alûsî, Ruhu’l-Meani, 18/234.

[8] Alûsî, Ruhu’l-Meani, 18/234;

[9] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/664.

[10] es-Sindîd farsça da güneşin doğuşu anlamına geliyormuş ve her güzeli, güzelliği bu Rustem'e nisbet ettiklerinden ona bu sıfatı vermişler. Bazı kaynaklarda es-Sindîd yerine eş-Şedîd şeklindedir.

[11] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan, 18/137; İbn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, 1/358.

[12] Kalem: 68/15.

[13] Câsiye: 45/7-8.

[14] İbn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, 1/358.

[15] İbn Ebî İshâk; İbn Cerîr; Îbnu'l-Münzir; Alûsî, Ruhu’l-Meani, 18/237.

[16] Furkan: 25/7.

[17] Furkan: 25/20.

[18] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 277.

[19] Furkân: 25/20.

[20] Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Ğayb.

[21] Furkan: 25/10.

[22] İsnadı cidden zayıftır. ed-Dürr: 5/63. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 277-278. Vahidî, age. s. 234-235. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/666-667.

[23] İbn Ebî Hatim; İbn Cerîr; İbn Ebî Şeybe, Musannıf; İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/492-493.

[24] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 6/173

[25] Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Ğayb.

[26] Tirmizi, Zühd, 35 (4/575); Müsned, 5/254. (Benzeri hadis).

[27] Tirmizi, Zühd, 35 (4/575); Müsned, 5/254 (Benzeri hadis).

[28] Kurtubî, Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/8.

[29] Kurtubî, Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/11.

[30] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/493-494.

[31] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/494.

[32] Kurtubî, Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/14-15. 

[33] Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, 24/68.

[34] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan, Hisar Yayınevi: 6/177-178.

[35] İbn Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan, Hisar Yayınevi: 6/180.

[36] İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyan, 19/6, Suyuti; ed-Dürr: 5/68; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 278.

[37] Mürsel hadistir; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 278.

[38] İbn Hişâm, es-Siretu'n-Nebeviyye, 1/361; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, 235.

[39] Yani seni Mekke dışında görür görmez boynunu vuracağım.

[40] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 278-279; Fahreddin Râzî, et-Tefsîrul-Kebîr, 14/75.

[41] Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l-Ğayb.

[42] İsnadı yoktur. ed-Dürr: 5/68; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 279.

[43] İbn Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan; İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/494.

[44] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/494.

[45] İbn Ebî Hâtim; "Sahih'tir." kaydıyla Hâkim; Ziya el-Makdisî, el-Muhtâra; İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/495.

[46] Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, 24/78.

[47] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/670.

[48] Kurtubî, Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/22.

[49] Kurtubî, Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/25. 

[50] İbn Ebî Hatim; İbn Merdûye.

[51] Alûsî, Ruhu’l-Meani, 19/24.

[52] Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, 24/102.

[53] Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, 24/102.

[54] İbn Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan, Hisar Yayınevi: 6/192-193.

[55] Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, 24/106.

[56] Buhari; Tefsir: 4810, Müslim; İman: 193/122, Nesai; Tefsir: 469, Hakim; Müstedrek: 2/403. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/496.

[57] Buhari; Tefsir: 25/2 (4477, 4761), Edep: 20 (6001), Hudud: 6811, Diyat: 1 (6861), Tevhid; 7520, 7532, Müslim; İman: 141,142, Ebu Davud; Talak: 2310, Tirmizi; Tefsir: 3182.

[58] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 279. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/496; İbn Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan.

[59] Zümer: 39/53.

[60] İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, 6/135.

[61] Nisa: 4/116.

[62] Taberani; el-Kebir: 2/197, ed-Dürru'l-Mensûr: 5/330. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 279-280.

[63] İbnu'l-Cevzî, Zadu’l-Mesir, 6/104.

[64] Buhâiî, Tefsîru'l-Kur'ân, 25/3; Müslim, Tefsîr, 19. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/496; İbn Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan.

[65] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 25/2,4.

[66] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/672.

[67] Nisa: 4/93.

[68] Nisa: 4/48.

[69] Nisa: 4/116.

[70] İbn Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan.